Embed

KLASİK KOŞULLANMA YOLUYLA ÖĞRENME

 

ÖĞRENME VE ÖĞRENME KURAMLARI

ÖĞRENME NEDİR?

Bir deneyin sonucunda bireyin davranışlarında meydana gelen nispeten kalıcı izli davranış değişikliğidir ya da bireyler tarafından bize öğretilenlerin unutulduktan sonra aklımızda kalan kısmına öğrenme denir. Öğrenmede büyüme sürecinin bir etkisi yoktur, sürekli bir değişmeyi ifade eder.

Öğrenmenin çeşitli psikologlar ve filozoflarca kabul edilen birden çok tanımı vardır. Bunlar:

  1. Öğrenme,doğuştan gelen davranışları,eğilimleri ve yorgunluk gibi etkilerle gerçekleşen bireyin çeşitli durumlarını kapsayan,çevredeki etkileşimler yoluyla davranışların oluşturulması ya da değiştirilmesi sürecidir.
  2. İnsan eğilimlerinde belli bir zaman diliminde oluşan bir değişmedir.
  3. Bireyin yaşantılarının bireyde oluşturduğu her şeydir.

ÖĞRENMEYİ AÇIKLAYAN KURAMLAR

  • DAVRANIŞÇI ÖĞRENME KURAMLARI
  • BİLİŞSEL ÖĞRENME KURAMLARI
  • YAPILANDIRMACI ÖĞRENME KURAMLARI

1. DAVRANIŞÇI ÖĞRENME KURAMLARI (PAVLOV, THORNDİKE, WATSON, GUTHRİE, HULL, SKİNNER)

Davranışçı kuramcılar öğrenmeyi, uyarıcıyla davranış arasında bir bağ kurma işi olarak ele almışlardır. Uyarıcı organizmayı harekete geçiren iç ve dış olaylardır. Davranışçı yaklaşım öğrenmenin bir ürün değişikliği olduğu varsayımına dayanır ve çevre etkenlerinin birey üzerindeki etkisi üzerinde durur.

Kuramcılara göre davranış değişimine neden olan üç temel öğrenme süreci vardır:

KLASİK KOŞULLAMA

Tanım: Başlangıçta nötr olan uyaranı (zil) geçirilen yaşantılar sonucu şartlı uyaran haline gelmesine klasik anlamda koşullanma ile öğrenme denir, ki bu da klasik koşullanmadır.

Koşullama süreci aşağıdaki gibi özetlenebilir.

Koşulsuz uyarıcı (et) = Koşullsuz tepki (salya)

Nötr uyarıcı (zil) + Koşulsuz uyarıcı (et) = Koşulsuz tepki (salya), bir süre bu şekilde tekrarlandıktan sonra,

Nötr uyarıcı (zil) = Koşullu tepki (salya)

                                                           Klasik Koşullamanın Eğitim Açısından Sonuçları

  •  Okulda yaşanan olaylarla ilgili olumsuzluk okul ve okulla ilgili diğer öğelere de genellenebilmektedir. Hatta bu etki öyle güçlü olabilir ki çocuk hayatı boyunca eğitime, okula, öğretmenlere karşı olumsuz tutum geliştirebilir, eşyalarına zarar vermek isteyebilir. Yine okulda yaşanan mutlu olaylarda örneğin; öğretmeni ve arkadaşları tarafından sevilmek, kabul görmek, başarıyı tatmak, okuldan, öğrenmekten ve okulla ilgili diğer öğelerden zevk almayı sağlayabilir.
  • Sonuç olarak öğretmenler okulda çocuklara mümkün olduğu kadar mutluluk veren yaşantılar kazandırarak bunu öğrenme ile ve okulla ilişkilendirmelerine yardımcı olmalıdırlar.
  • Pavlov'un klasik koşullama ilkeleri eğitimden çok beyin yıkama durumlarında davranış değiştirmek ve reklamcılıkta ürün satışlarını artırmak için daha etkili olarak kullanılmaktadır.

 

 EDİMSEL KOŞULLANMA

Skinner en çok programlı öğretimin kurucusu olarak bilinmektedir. Skinner’in öğrendiği öğrenme yolu “operant (edimsel) koşullanma”dır.
operant şartlanma, 
• Organizmanın göstermiş olduğu bir davranış pekiştirilmesi yoluyla tekrar gösterilme ihtimalinin artırılmasıdır. 
• Edimsel koşullanma, bir davranış parçacığının kendi doğurduğu sonuçlara bağlı olarak değişikliğe uğraması sürecidir. 
• Operant şartlanma pekiştirmeye dayanmaktadır. 
1. Operant şartlanma da davranış determinist açıdan ve deneysel olarak analiz edilmektedir. 
2. iç güdüsel ve refleksi davranışları tamamen inceleme alanı dışında bırakmamakla beraber daha çok edimsel veya araç-davranışlar (instrumental behavior) üzerinde durmaktadır.
3. Skinner teorisinin klasik U-T psikologlarından ayrı yönü davranışı “tepkisel davranış” ve Edimsel davranış” diye ikiye ayrılmasıdır. Burada tepkisel davranış uyarıcıların meydana getirdiği davranışlar, edimsel davranışlar ise organizmanın kendiliğinden ortaya koyduğu davranışlardır. Klasik U-T psikologlarına göre “uyarıcı yoksa tepki de yoktur” kuralı geçerli iken, Skinner öğrenmeyi uyarıcıdan değil organizmanın tepkilerinde başlatmış ve U-T formülünü ters çevirerek T-U şekline dönüştürmüştür. 
Tepkisel Davranış: Bu tür davranışlar bir uyarıcı tarafından oluşturulur. Klasik koşullamadaki koşulsuz tepki, koşulsuz uyarıcı tarafından meydana getirildiği için tepkisel davranışa bir örnektir. 
Edimsel Davranış: Bilinen bir uyarıcı tarafından oluşturulmaz; organizma tarafından ortaya konur. Edimsel davranış kendi ortaya çıkar ve sonuçları tarafından kontrol edilir.
Örnek: Yürüme. Çocuğun yeni yeni ayağa kalktığını gören çevresindeki yetişkinler genellikle sevinç çığlıkları atar, onu alkışlar. Çevresindekilerin bu ilgisi çocuğu mutlu eder ve çocuk aynı eğilimi tekrar etme eğilimi gösterir.
Tepkisel Koşullanma: Bu tür koşullama, Pavlov’un klasik koşullaması ile aynıdır. Yeni uyarıcıların tepki uyandırma gücünü kazandırması işlemine tepkisel koşullanma adı verilir. 
Edimsel koşullanma : edimlerin yaratılması, davranıştan önce gelen uyandırıcı uyarıcılar yoluyla değil, davranışı izleyen pekiştirici uyarıcılar yoluyla sağlanır. Edimsel koşullanmada önemli olan nokta; davranış ve onun sonuçlarıdır. Diğer bir deyişle, bu koşullamada tepki önemlidir. Tepki doğru olduğu takdirde pekiştirici uyarıcı verilmektedir.

Pekiştireçler

Pekiştireç, bir edimin ileride tekrar edilme ihtimalini artıran herhangi bir uyarıcı olarak tanımlanabilir

  • Olumlu Pekiştireçler
  • Olumsuz Pekiştireçler
  • Birincil Pekişitreçler
  • İkincil Pekiştireçler
  • Sosyal Pekiştireçler

Öğretmenler ve sınıf arkadaşlarıyla yapılan toplumsal etkileşim ve iletişimin, öğrencilerin çoğunda güçlü pekiştirme etkisi göstermektedir. Bu pekiştirme uygulandığında öğretmen bu ödülün neden verildiğini öğrenciye söylemesi uygundur.Örneğin, öğretmen, törenlerde sırasında istenildiği biçimde durmayan öğrencisi, uygun davranışı gösterdiğinde “sırada duruş biçimini çok beğendim” diyerek sosyal pekiştireci uygulayabilir. 
Etkinlikle Pekiştirme: Etkinlikler de aynı sosyal pekiştireçlerde olduğu gibi güçlü pekiştirme biçimleridir. Öğrencinin hoşlanarak katıldığı her etkinlik, öğrencinin yapmaktan çok da fazla hoşlanmadığı ya da istemediği bir etkinliği pekiştirmek için kullanılabilir. Buna Preamack ilkesi denir. 
Maddi Pekiştireçler: Oyuncak, sertifika, aileye yollanan küçük notlar, okul malzemeleri, öğrencilerde pekiştirme yapmak için kullanılabilir maddi pekiştireçlerdir. Bununla birlikte bu pekiştireçler ancak, sosyal ve etkinlik pekiştireçlerinin gücünü yitirmeye başladığı zamanlarda onları güçlendirmek için kullanılmalıdır.
Yiyecekle pekiştirme: Yiyeceğin pekiştirme için kullanılması sadece yukarıda açıklanan pekiştireçler etkisiz kaldığında dikkate alınmalıdır. Maddi pekiştireçlere benzer sınırlılıkları vardır. Eğer kullanılacaksa mutlaka sosyal bir pekiştirme ile olmasına dikkat edilmelidir. 
Pekiştireç yerine Sembollerin Kullanılması: Sembol uygulanmasında, öğrenci uygun olan davranışı gösterdiğinde pekiştireç yerine onu simgeleyen bir sembolün verilmesi biçiminde uygulanır. Bu uygulama, bir grup öğrenci ya da tüm sınıfa rahatlıkla uygulanabilir.

2. BİLİŞSEL ÖĞRENME KURAMLARI

Hayvanlar üzerinde yapılan deney sonuçlarını insanlara genelleyen davranışçıların

aksine bilişsel kuramcılar merkeze insanı koyarlar ve bazı zihinsel süreçlerin sadece insana özgü olabileceğini iddia ederler. Bilişsel yaklaşım uyarıcıların algılanması, kodlanması, yeni bilgilerin eskileri ile karşılaştırılması,

belleğe depolama ve hatırlama gibi bilişsel süreçlerle ilgilenir

ve öğrenme sürecini bu şekilde açıklar. Aslında eğitim sistemimizdeki temel

sorunlardan bir tanesinin öğretilen konuların ve öğretiliş şekillerinin uzun

süreli belleğe hitap etmemesi olduğu söylenebilir. Bilişsel yaklaşım üç öğrenme

sürecinden bahseder. Bunlar kavrama yolu ile öğrenme, gizil öğrenme

ve bilgi işlem yaklaşımıdır.

Kavrama yolu ile öğrenme daha çok öğrenme psikologlarmca açıklanan bir

yaklaşımdır. Newton'un başına elma düşmesi ile yerçekimi kuvvetini bulması,

Arşimed'in suyun kaldırma kuvvetini fark ederek hamamdan dışarı

çıplak fırlaması gibi örnekler bu öğrenme türünü açıklar.

Gizil Öğrenme: Her hangi bir öğrenme amacı olmaksızın başka bir şey öğrenilirken

farkında olmadan öğrenilen yan bilgileri ifade eder.

Bilgi işlem yaklaşımı ise duyusal kayıt, uzun ve kısa süreli bellek, dikkat ve

hatırlama gibi kavramlarla öğrenme yaklaşımını açıklar. Dışarıdan gelen

uyarıcılar beş duyu organımız tarafından alınır ve bu duyumlar duyusal kayıt

adı verilen bilişsel bir süreci başlatırlar. Duyusal kayıtta algı süreçleri

önemlidir. Algılama sürecinin ise bazı özellikleri vardır:

Algıda yakınlık : Birbirine yakın uyarıcılar birlikte algılanır.

Algıda benzerlik : Birbirine benzer olan uyarıcılar birlikte algılanır.

Algıda süreklilik : Kesintiler bütünleştirilir.

Algıda tamamlama : Eksik olan bölümler algıda tamamlanır.

Algıda seçicilik : İhtiyaca yönelik olan uyarıcı önce algılanır.

Uyarıcıların algılanmasında hangisini algılayacağımızı belirleyen en önemli süreç dikkattir. Dikkati ise içsel ve dışsal bazı faktörler etkilemektedir.

 Bilişsel Öğrenme Kuramlarında Etkili Olan Kişiler ve Çalışmaları

Tolman’ın öğrenme kuramı davranışçılık ile Gestalt’ı birleştiren bir kuramdır.
Psikolojinin tamamen objektif bir bilim olmasını savunmuş, içe bakış yöntemini reddetmiştir. Onun davranışçılığı Thondike, Guthrie, Skinner ve Hull’dan farklıdır. Tolman, insan ve hayvan davranışlarının, onların amaçları, niyetleri, bilgileri, düşünmeleri, planlamaları ve anlamlandırmalarıyla nasıl ilişkili olduğunu açıklamaya çalışmıştır. (Düşünce ile davranış arasındaki ilişki)
Davranışçıların savunduğu gibi küçük davranış birimleriyle, hareketlerle değil bütüncü davranışlarla çalışmak gerektiğini savunmuştur. Davranışçıların, davranışı çok küçük parçalara ayırıp analiz ederken bütünü gözden kaçırdıklarını ifade etmiştir.

Tolman’a göre davranış, amaçlı etkinliktir yani amaca yönelik etkinliktir.

Öğrenmede bilişsel süreçleri ilk ele alan psikologdur.

Öğrenme, çevreyi keşfetme sürecidir. Organizma, araştırma yoluyla belli bazı olayların, belli başka olaylara yol açtığını ya da bir işaretin, diğer bir işarete götürdüğünü keşfeder ve bunları kullanarak amacına ulaşır.

Tolman’a göre bilgi edinimi, iki ya da daha fazla uyarıcı olaylar arasındaki ilişki (klasik koşullanma) olabilir.

Organizma çevreden çok şey öğrenir ancak bu öğrendiklerini etkinlik olarak göstermez. Bu bilgiler onlara ihtiyaç duyuluncaya kadar bellekte kalır.

Öğrenme ile performans ayrımı yapmıştır. Öğrenilenlerin gerek duyulduğunda gözlenebilir davranışa dönüşmesine performans denir.

Bellek Türleri

 

Duyusal Kayıt : Çevreden gelen uyarıcılar duyu organları yolu ile duyusal kayıda gelirler. Duyusal kayıdın kapasitesi çok geniş olmasına karşın bilginin kalış süresi çok kısadır. Ancak dikkat ve algı süreçleri ile bu bilginin bir kısmı alınır ve kısa süreli belleğe gönderilir. Gözlerimizin önünde bir kalemi ya da parmağımızı sallarsak objeden geriye kalan gölgeyi farkederiz . Elimizle diğer kolumuza hafifçe vurursak, vurmayı hemen duyumsarız. Başka bir söylemle biz vurma ve kalem izini gerçek kalktıktan sonra duyumsarız. Bu durumlar, duyu girdisinin duyusal kayıtta çok kısa kaldığını göstermektedir .

Uzun Süreli Bellek : Bilgiyi işleme modelinde bilgiyi, özellikle iyi öğrenilmiş bilgiyi, uzun süre saklayan kısmına uzun süreli bellek adı verilmektedir. Ashcraft (1989) uzun süreli belleği, kitaplara milyonlarca girişi olan bir kütüphaneye benzetmektedir. Düzenlenmiş bilgiler, gerektiğinde kullanıma hazır olarak beklemektedir. Uzun süreli bellek, bilgiyi her istendiğinde kullanılmaya izin veren bir ağa sahiptir. Kapasitesi sınırsızdır,bazı kestirimlere göre, sınır bir milyondan fazladır ve bazı olaylar sonsuza dek kalmaktadır. Uzun süreli bellekte bilgiyi, istediğimiz uzunlukta ve miktarda depolar ve asla unutmayız. Bu konudaki problem, gerektiği zaman doğru bilgiyi bulmaktır. Uzun süreli bellekte bilgiler kaybolmaz, ancak bilgi, uygun biçimde kodlanmamış ve uygun yere yerleştirilmemişse, geri getirmede zorluklarla karşılaşılır. Anderson (1990) iyi öğrenilmiş bilginin dayanıklılığın yüksek olduğunu belirtmektedir. Slavin (1988) ise uzun süreli bellekte bilgilerin asla unutulmadığını, bireyin bilgiyi bulma yeteneğini kaybettiğini söylemektedir. Uzun süreli bellekte birçok farklı bilgi bulunur. Görsel imgeler, duygular, tatlar, sesler, kokular, problem çözmek için stratejiler, dili anlamaya yarayan kurallar, olaylar, çocuklukta geçirilen deneyimler gibi. Özetle uzun süreli belleğin kapasitesi çok geniştir, hatta doldurmaya yaşamımız yeterli değildir (Slavin, 1988). Ancak kısa süreli bellekte olduğu gibi, uzun süreli belleğe bilgi hızla girmez, biraz zaman ve güç gerekir.Duyusal kayıdın içerdiği bilgi özgün uyarıcının tam bir kopyasıdır. Görsel duyular duyusal kayıt tarafından aynı fotoğraf gibi ,kısa bir süre için kodlanır. Aynı şekilde işitsel duyular da ses kalıpları olarak kodlanır. Kimi yazarlar bilginin duyusal kayıtta kalış süresinin yarım saniyeden daha az olduğunu belirtirler. Moates ve Schumacher (1980) ise, duyusal belleğin işitsel bilgi için yaklaşık dört saniye; görsel bilgi için yaklaşık bir saniye süren, uyarıcının tam bir kopyasının tutulduğu bilgi deposu olduğunu savunmuşlardır (Akt; Eggen ve Kauchak, 1992). Böylece duyusal kayıt her duyu için farklı kodlama biçimlerinin olduğu , sınırsız kapasitesi ile bilginin çok kısa tutulduğu bir bellek türüdür. Duyusal kayıdın varlığı insan yaşamında kritik bir öneme sahiptir. Birey okuduğu ya da işittiği bir cümlenin sonu gelmeden başlangıçtaki sözleri unutsaydı cümleyi anlamlandırması olanaksız olurdu. Duyusal kayıdın kapasitesinin sınırsız olmasına karşın gerekli bilgiler işlenmezse kaybolur ya da varolan bilgi yeni bilgi tarafından itilir. Birey dikkat ve algı süreçleri yoluyla bu bilgiyi işleme şansına sahiptir. İşlenen bilgi bir sonraki sisteme yani kısa süreli belleğe geçer.Kısa süreli belleğin kapasitesinin sınırlı olması nedeniyle işlenemeyen bilgi, duyusal kayıttan kaybolacaktır.

Kısa Süreli Bellek: Duyusal kayıttan dikkat ve algı süreçleri sonunda ayrılan bilgi , sistemin ikinci öğesi olan kısa süreli belleğe geçer. Kısa süreli belleğin hem bilgi tutma süresi, hem de kapasitesi sınırlıdır. Miller (1956) kısa süreli belleğin kapasitesinin yaklaşık 7±2 birimlik bilgi olduğunu belirtmektedir. Ancak bireyler her birimin büyüklüğünü artırarak kapasiteyi fazlalaştırabilirler. Gruplama (chunking) adı verilen bu işlemle kısa süreli belleğin sınırlılığı artırılır . Örneğin; 5 7 2 8 9 1 0 olan 7 birimlik bir sayı dizisi 57 28 9 10 olarak gruplanırsa 4 birim haline gelir. Ancak bir birimde bulunması gerekli bilgi miktarı ne büyüklükte olmalıdır sorusu henüz yanıtlanmamıştır.
Kısa süreli bellekte bilginin kalma süresi yaklaşık 20-30 saniyedir. Bilginin kısa süreli bellekte daha uzun süre kalması , bilgi üzerinde düşünmek ve onu yinelemekle sağlanır. Kısa süreli bellekte zihinsel tekrarın (rehearsal) öğrenmede önemi büyüktür. Kısa süreli bellekte kalan bilgi tekrar yoluyla büyük bir olasılıkla uzun süreli belleğe geçer. Kısa süreli belleğin kapasitesinin sınırlılığı nedeniyle geçiş yaptırılamayan bilgi yeni gelen bilgilerin zorlamasıyla kaybolur. Özetle, daha
fazla bilginin kısa süreli bellekte daha uzun süre kalması için; (1) gruplama, küçük parçaları ilişkilendirerek geniş parçalar haline getirme, (2) zihinsel tekrar gerekir.

Kısa süreli belleğe bilgi, duyusal kayıt ve uzun süreli bellekten gelir. Genellikle her ikisi aynı anda olur. Örneğin; birey bir kuş ile karşılaştığında, kuşun imgesi kısa süreli belleğe geçer, aynı anda uzun süreli bellekten kuşlara ilişkin bilgi araştırılır ve kuşun hangi tür olduğu belirlenir. Kısaca,tanımlama aynı anda gelir, çünkü, kuşa ilişkin tüm bilgiler uzun süreli bellekte depolanmıştır.

Kısa süreli belleğin iki yaşamsal işlevi vardır. Birincisi, bilgiyi kısa süre için de olsa depolamaktır. İkinci önemli işlevi de, zihinsel işlemlerin yapılmasıdır. Bu nedenle çalışan bellek olarak da adlandırılır (Eggen ve Kauchak, 1992 ). Kısa süreli belleğe gelen bilgi;

  • (a) bireye gerekli değilse unutulur,
  • (b) bilgiyi korumak için tekrar edilir,
  • (c) tekrar edilerek, kodlanarak ya da uzun süreli bellekteki bilgilerle ilişkilendirilerek bilgi işlenir.

Uyarıcı saldırısı altında kalan birey birçok işlerde otomatik hale gelerek problemlerini kolaylıkla çözebilir. Otomatiklikle bireyler hızlı, güç harcamadan, özerk, tutarlı, uygun ve özgür olarak bir işi yerine getirirken, çalışan belleğin bir başka durumla çalışmasına izin verirler. Yürürken konuşma ve dinleme gibi. Matematikte temel işlemler , sözcük dağarcığı, yabancı dil bilgisi diğer görevlerin uygun olarak yerine gelmesini sağlarlar. Otomatik işlemler uzun süreli bellekten gelir. Eğer otomatiklik başarılı değilse öğrenciler problem çözme ya da yazma gibi karmaşık işlemleri yerine getirirken yetersiz kalırlar ve daha fazla bilişsel güç harcarlar.

Uzun Süreli Bellek : Bilgiyi işleme modelinde bilgiyi, özellikle iyi öğrenilmiş bilgiyi, uzun süre saklayan kısmına uzun süreli bellek adı verilmektedir. Ashcraft (1989) uzun süreli belleği, kitaplara milyonlarca girişi olan bir kütüphaneye benzetmektedir. Düzenlenmiş bilgiler, gerektiğinde kullanıma hazır olarak beklemektedir. Uzun süreli bellek, bilgiyi her istendiğinde kullanılmaya izin veren bir ağa sahiptir. Kapasitesi sınırsızdır,bazı kestirimlere göre, sınır bir milyondan fazladır ve bazı olaylar sonsuza dek kalmaktadır. Uzun süreli bellekte bilgiyi, istediğimiz uzunlukta ve miktarda depolar ve asla unutmayız. Bu konudaki problem, gerektiği zaman doğru bilgiyi bulmaktır. Uzun süreli bellekte bilgiler kaybolmaz, ancak bilgi, uygun biçimde kodlanmamış ve uygun yere yerleştirilmemişse, geri getirmede zorluklarla karşılaşılır. Anderson (1990) iyi öğrenilmiş bilginin dayanıklılığın yüksek olduğunu belirtmektedir . Slavin (1988) ise uzun süreli bellekte bilgilerin asla unutulmadığını, bireyin bilgiyi bulma yeteneğini kaybettiğini söylemektedir. Uzun süreli bellekte birçok farklı bilgi bulunur. Görsel imgeler, duygular, tatlar, sesler, kokular, problem çözmek için stratejiler, dili anlamaya yarayan kurallar, olaylar, çocuklukta geçirilen deneyimler gibi. Özetle uzun süreli belleğin kapasitesi çok geniştir, hatta doldurmaya yaşamımız yeterli değildir. Ancak kısa süreli bellekte olduğu gibi, uzun süreli belleğe bilgi hızla girmez, biraz zaman ve güç gerekir.

 Bilişsel Öğrenmede Bilgisayar Destekli Eğitimin Rolü

Bilgisayar Destekli Eğitimde öğrenciye de bazı görevler düşmektedir. BDE’ye geçiş prensiplerinin biride kişilere daha verimli öğretim ortamları sağlamaktır. Öğrencilerin kendi işlerini kendilerinin görmesi daha doğrusu bağımsız öğrenme etkinlikleriyle yaptıkları işlemler öz güven duygusunu geliştirir. Öğrenciler, öğrenilmesi güç olan matematik yada yabancı dil gibi dersleri daha kolay öğrenmektedirler. Bilgisayarın, programdaki her derste konuyu öğretmesi anlamına gelmemekle beraber, her derste bazı konuları ele almak için uygun bir alet olduğu görülmektedir. BDE ‘in amacını öğrenciye bilgiyi daha verimli ve kendi yollarıyla verebilme amacı taşır. Öğrenci BDE  ortamında bilgi verilen değil; bilgiyi alan keşfeden kişidir. Kendi seviyesine uygun olarak konu dağılımı veya işleyişini belirler ve bilgisayarla etkileşime girerek istediklerini serbestçe yapma imkanı kazanır.

Öğrenciler bilgisayarla,büyük ölçüde keşfederek öğrenme ilkesini kullanır. Bu ilkeyle de kişilerin vasıfsal özellikleri gelişir. Araştırma ve inceleme ruhu kazanan öğrenci; bilimsel düşünme gücünü de arttırır. Bilgisayarlarda ki gerek benzeşimler gerekse oyunlarla öğrendiği için eğitimden ve öğrenmeden sıkılmaz. Öğrenmeyi zevkli hale getiren BDE dersi monotonluktan kurtarır.  Bu durumda da öğrenciler gelecekteki yaşantısında da sağlam kişilikli ve karakterde kişiler olarak yetişirler. Gerçek manasıyla bu olguları isteyen bir öğrencinin yada ferdin bilgisayardan çekinmemesi ve korkmaması gerekmektedir.

Her nihayetinde her karmaşık sistemin ve teknolojinin de insanlar tarafından yapıldığını bilmesi gerekir. Bilgisayarları bizlerin kölesi gibi düşünmek gerekmektedir. Emir vermediğimiz bir davranışı  yapmayacaktır. Yani komut verilmeden hiçbir işlem uygulamayacaktır. Öğrenciler bu düşünceyle hareket etmelidirler. Burada da kuşkusuz en büyük görev kişinin kendisine yani öğrenciye düşmektedir

1.Yaratıcılığın ortaya çıkmasını sağlar.

2.Sosyal iletişimde bulunma yeteneğini geliştirir.

3.Her öğrencinin kendi hızlarında ve düzeylerinde ilerleme olasılığı verir.

4.Kendine güveni arttırır

5.Problem çözme ve dikkatini bir problem üzerine yoğunlaştırma yeteneğini geliştirir.

6.Öğrencinin öğrenme zamanından tasarruf sağlar.

7.Öğrencinin kişisel ihtiyaçlarına göre(sosyo-ekonomik durum, psikolojik durum, maddi durum...)

8.Belgeleme, dosyalama ve belgelere başvurma alışkanlığını kazandırır.

9.Önceki çözümleri araştırıp bunları yeni bir çözüm için kullanabilme yeteneğini geliştirme, yeni çözüm bulmasını sağlar.

9.Matematik ve dil yeteneğini geliştirir.

10.Paylaşım duygusunu geliştirir.

11.Daha çok bilgiye ulaşma imkanı verir.

12.Anında dönüt sağlandığı için kaçırılan ders veya konu öğrenci tarafından tekrar edilebilir.

13.Benzeşimler sayesinde öğrencilere özgü mekanlar sağlar.

YAPILANDIRMACI (YAPISALCI) ÖĞRENME KURAMI

Bu kuram bilişsel ve fizyolojik yaklaşımların son yıllarda üzerinde en fazla durdukları bir kuramdır. Önemli isimleri Piaget, Vygotsky, Gestalt dır. Birey oluşturan bilgi, kişinin öğrendiğinden ve anladığından daha çoktur. Öğrenmede bireyin ön bilgilerinin yanı sıra kültürel ve sosyal içerikte önemlidir. Belli durumlarda doğru olarak kabul edilen bilgi, başka koşullarda yanlış kabul edilebilir. Eskiden dünyamız düz olduğu kabul edilmekteydi, sonraki bulgular bu bilgiyi değiştirdi. Bilginin doğruluğu kişiye, kültüre, duruma göre değişebileceği için, bilginin doğruluğundan çok üretilmesi ve kullanışlığı önemlidir. Bilginin öğrenci tarafından yapılandırılmasını ifade eder. Anlamlı öğrenme, keşfederek öğrenme, bağlamsal öğrenme, düşünmeyi öğrenme, araştırma keşfetme ve problem çözme gibi öğrenme yaklaşımları kullanılır. Bilgi ve beceri kazandırmaktan çok, bireylerin düşünmesi, anlaması, kendi öğrenmelerinden sorumlu olması ve kendi davranışlarını kontrol etmeyi, deneyimler yaşamasını vurgular. Yapılandırmacılığın tüm çabası, öğrenmenin kalıcılığını sağlamak ve üst düzey bilişsel becerilerin oluşturulmasına katkı getirmektir. Yapılandırmacılığa göre öğrenme, bireyin bilişsel özellikleri, bireyin içinde bulunduğu kültür, öğrenmenin gerçekleştiği ortam ve öğrencinin öğrenmede üstlendiği rollere göre biçimlenir. Yapılandırmacılıkta bilgi, çevreden pasif bir biçimde alınmaz, algılayan birey tarafından etkin olarak yapılandırılır. Yapılandırılmacılık, bilgiyi kurmadır. Bilginin alınmasıyla ilgili değildir. Aslında nasıl öğrendiğimiz kuramıdır. Birey bilgiyle uğraşırsa, o bilgi alanında derinleşirse, o bilgi, bireyi yaşadığı sürece bırakmayacaktır. Temel olan, bilginin öğrenen tarafından alınıp kabul görmesi değil, bireyin bilgiden nasıl bir anlam çıkardığıdır. Piaget in zihinsel gelişim kuramına dayalıdır. Öğrenenin deneyim kazanmasına ve onun bu deneyimlerini düşünmesine dayanır. Öğretmenin görevi öğretmek değil, öğrencilerin öğrenmesini sağlamaktır. Öğrenme sorumluluğu öğrencidedir. Öğretmen deneyimler yaşatır.

Sınıf ortamında öğrenmeler:

1.Dikkat: Öğrencilerin konuya dikkatlerin çekilmesi
2.Araştırma ve Keşfetme: Bilgiye ulaşma evresine geçilir.
3.Açıklama: Öğrenciler ulaştıkları bilgiyi sınıfta açıklıyorlar. Sınıftan dönüt alınır.
4.Anlamlandırma: Bilgiler başka bilgilerle hem de pratik yaşamla anlamlandırılması bilgilerin işlevsel hala getirilmesi.
5.Değerlendirme: Öğretimin sonunda ya da ayrı bir şekilde yapılmamalı. Öğretim sürecinin her aşamasında yapılmalıdır.

Yapılandırmacı Öğretimin Temel İlkeleri

1.Öğrencileri konuya ilgi uyandıran problemlere yöneltmek

2.Öğrenmeyi en genel olan kavramlarla yapılandırmak

3.Öğrencilerin bireysel görüşlerini ortaya çıkarmak ve bu görüşlere değer vermek
4.Eğitim programını öğrencilere hitap edecek biçimde değiştirmek
5.Değerlendirmenin öğretim sürecine dönük olarak yapılması
6.Öğretim programının öğrencilerin katılımıyla yönlendirilmesi
7.Öğretim programı tümdengelim yoluyla ve temel kavramlara ağırlık verilerek işlenir
8.Öğretme öğrenme etkinlikleri; ikincil kaynaklar (ders kitapları, dergi vb.) yerine birincil kaynaklara (gerçek öğrenme ortamı) yöneliktir.

Yapılandırmacı Öğretimin Özellikleri

1.Öğrenci öğrenmeden sorumlu ve süreçte aktiftir. Öğretme, varılacak noktayı önceden söylemez.
2.Öğretmen bilginin inşa edilmesinde öğrenciye gerekli malzemeyi ve ortamı hazırlar.
3.Öğretmen, öğrenme ortamında öğrenciye uygulama deneme ve keşfetme fırsatları yaratır. Öğretme değil öğrenme esastır. Öğrencideki doğal merak desteklenir.

4.Öğretmen, öğrenci özelliklerini ve girişimciliklerini öğretimde temek kabul eder.
5.Gözlem, koleksiyon, sergi, tartışma gibi teknikler uygulanır.
6.Öğrencilerin derslerde geçen temel kavramları anlayıp anlamadıkları temele alınır.
7.Öğretmen öğretmez, deneyimleri yaşatır. Öğrenci deneyimlerle öğrenir. Öğretmenin rolü öğrencinin ilgisini çekmek için problemler, sorular ve kavramlar çerçevesinde bilgiyi organize etmektir. Öğretmen, öğrencilerin yeni bakış açıları geliştirmelerine ve önceki öğrenmeleri ile bağlantı kurmalarına yardımcı olur.

Yapılandırmacı Eğitimde Vilgisayar Destekli Eğitimin Rolü

Yapılandırmacılıkta öğrenenlerin bilgiyi anlamlı ve kullanışlı yapabildikleri yapılandırmacı öğrenme ortamları teknoloji temellidir. Bu ortamlar; gerçekçi, etkili, işbirlikli ve gönüllü çalışmaları gerektirir. Öğrenenler, teknolojiyi günlük yaşamlarında etkin bir şekilde amacına uygun olarak kullanırlar.

Yapılandırmacı ortamlar öğrenenin bilgiyi yapılandırmasını destekleyecek olanakları sunar. Nesnelcilikteki alışılmış teknolojik ortamlar, daha çok bilgi aktarma yani öğretme görevini yüklenmiştir. Ancak yapılandırmacı anlayışta teknolojinin görevi, öğrenmeyi desteklemek ve kolaylaştırmaktır. Bu işlev farklılığı dolu ve boş teknolojilere benzetilebilir. Öğrenenlere bilgi aktarma işlevini taşıyan tüm teknolojilere dolu teknolojiler adı verilmektedir (örneğin; bilgisayar destekli öğretim). Boş teknolojiler ise yapılandırmacılığa daha uygundur. Boş teknolojiler de bilgileri içermektedir, ancak bu bilgiler, öğrenenlerin aynen edinmesi kararlaştırılmış bilgiler değildir, aksine öğrenenlerin, kendi bilgilerini ve anlamlarını oluşturmalarına yardımcı olacak araç ya da aracı bilgilerdir (Örneğin bilgi bankaları).

Yapılandırmacılıkta öğrenenlerin bilgiyi ve anlamı yapılandırabilmesini sağlayacak etkileşimli öğrenme ortamları yapılandırmacı bir öğrenme çevresi için oldukça gereklidir. Bu nedenle yapılandırmacı görüşe dayalı bir çok modelde yeni etkileşimli teknolojiler kullanılmaktadır. Teknoloji destekli öğrenmede, süreç içerisinde bireyler, öğretmen-öğrenen, öğrenen-öğrenen bilgi alışverişinin yanı sıra çeşitli bilgi kaynaklarından yararlanırlar ve mümkün olabildiğince birincil kaynaklara ulaşırlar.

Öğrenmenin gerçekleştiği teknoloji destekli ortamlarda ayrıca bilgisayar, televizyon gibi araçlarla, dil, matematik, çizim gibi göstergeler yer almaktadır. Araç, sınıftaki etkinliğin yapısını ve özelliğini değiştirir. Geleneksel yöntemde teknoloji, bilgiyi öğrenenlere sunmada çoğunlukla “öğretim aracı” olarak kabul edilmiştir. Yapılandırmacı görüşe göre teknoloji öğretmen için değil, öğrenen için araçtır. Varış’ın (1996) da belirttiği gibi öğretmenin, materyalleri önceden öğrenenler için seçmesi yerine öğrenenler kullanacakları materyallere kendileri karar vererek anlamı yapılandırmalıdırlar. Yapılandırmacılıkta öğrenenler, öğrenme materyallerini bilginin kaynağı olarak kullanırlar. Önemli olan bireyleri doğru zamanda, doğru yerde, doğru aracı kullanmaya teşvik etmektir.

Wilson (1996:6) tüm öğrenme ortamlarında kullanılan öğrenme materyallerini dikkate alarak teknoloji dayalı sınıfların beş öğesinden kısaca söz etmiş ve bunlardan yapılandırmacılıkla ilgili olan öğeleri belirtmiştir.

 

 KAYNAKLAR

 1.Psikolojiyi Anlamak

2.Eğitim Bilimine Giriş

3.Psikolojiye Giriş

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !
Bu içeriği paylaşın!