EĞİTİMİN TARİHSEL TEMELLERİ

EĞİTİMİN TARİHSEL TEMELLERİ

GİRİŞ

Eğitim, disiplinler arası bir bilimdir. Eğitimin tarihi ise, eğitim-öğretimin söz konusu olduğu en eski devirlere kadar götürülebilir. Yalnız bu iki özellik dikkate alındığında eğitim biliminin tarihsel gelişimini yazmak kolay değildir. Bu ünite kapsamında verilecek bilgiler, öz ve kısa olmasına rağmen eğitimin tarihsel gelişimini derinlemesine incelemeye yöneltici niteliktedir. Eğitimin tarihi, insanlığın tarihi kadar eskidir. En eski dönemlerden günümüze değin insan eğitimi söz konusu olmuştur. Çünkü insan, en azından yaşamı için, eğitilmeye en çok gereksinimi olan bir varlıktır. İnsanı diğer varlıklardan ayıran en önemli yetilerden biri akıldır. İnsanoğlu, aklı sayesinde diğer varlılara üstünlük sağlamıştır. Akıl da, eğitim yoluyla işlenebilen bir cevherdir. Bu cevherin kullanılmasında “eğitim” önemli bir araçtır. Bu, öyle bir araçtır ki, bu araç, aynı zamanda insanı mutluluğa götüren bir amaçtır(Uygun,2010).

AVRUPA’DA EĞİTİMİN TARİHSEL GELİŞİMİ

Avrupa eğitim anlayışının telinde Eski yunan , Roma kültür ve eğitim anlayışının bulunduğu bilinmektedir.Antik çağda yunan eğitiminin ana karakteristiğini bireylerin jimnastik ve müzik vasıtası ile bedenin ve ruhun bir bütün olarak geliştirilmesi anlayışı oluşmuştur.Bu dönemin en önemli temsilcilerinden birisi olan Sokrates (MÖ 470-399)öğrenmenin bir hatırlama, öğretmeninde bir hatırlatma işi olduğunu savunmuş,hatırlatmanın yolu olarak da soru cevap yöntemini kullanmıştır.Bu dönemde eğitim hizmetlerinden sadece asilin asillerin çocukları yararlanmışlar, bu dönemin eğitim idealini; yasalara Tanrıya saygı, adalet, cesaret, temkinlilik, kendine hakim olma, kahramanlık ahlak ve ruh güzelliği anlayışı oluşturmuştur (Keskinkılıç, 2006).

Helenizm döneminde (M.Ö.323-31) ise filoloji, tabiat bilimleri, astronomi tıp ilimleri büyük bir gelişme göstermiş, kültürel hayatın gelişmesi ile okullarda verilen eğitimin önemi giderek artmış, eğitimde entelektüel bir anlayış benimsenmiştir.Bu dönemde gerek devlet eliyle gerekse de şehirler ve vakıflar yoluyla çok sayıda okul kurulmuştur (Keskinkılıç, 2006).

Hıristiyanlık ile birlikte Antik Yunan ve Roma kültür ve eğitim anlayış Hıristiyanlığın ilkelerine uygun düşecek bir tarzda değişikliğe uğramayı  başlamıştır. Daha önceleri dünyevi bir varlık olarak görülen insan tipi  anlayışından “Tanrının dünyadaki benzeri insan”tipi anlayışına doğru bir geçiş olmuş, yani insan teosantrik bir eğitim anlayışının merkezinde ele alınmaya başlanmıştır. Ayrıca Hıristiyanlık antik kültürde yer alan hürler ve köleler ayrımını reddetmiş, her insanın Tanrı önünde eşit olduğu anlayışını getirmiş erkeğin toplumda hakim güç olduğunu kabul etmeyerek kadınla erktik arasındaki statü farkını kaldırmıştır. Eğitimin amacı dindar insan yetiştirmek olarak belirlenmiştir. Ortaçağ döneminde de eğitim dini temelli yapısını sürdürmüş, antik kültür Hıristiyanlık süzgecinden geçirilmiş hali ile tanınmayı' başlanmıştır. Manastır okullarında, şövalye okullarında, kilisenin nüfuzu etkin bir hale gelmiştir. Ortaçağ eğitiminde önemli sayılacak değişiklikler, İslam medeniyeti ile temasların başlaması ile ortaya çıkmış, İslam dünyasındaki  Matematik, Astronomi, Coğrafya, Tıp, Tabii Bilimler vb. alanlardaki gelişmelerini yakından gören bilginlerin girişimleriyle üniversitelerkurulmaya başlamıştır. Üniversitelerin gelişmesi ile birlikte manastır okulları gözden düşmeye başlanır, haçlı savaşları ile birlikte şövalye okulları daha ön plana çıkmış, kilisenin bu okullar üzerindeki etkisi XV. yüzyıldan itibaren zayıflamaya başlamıştır (Keskinkılıç, 2006).

Rönesans ve reform hareketi döneminde toplumun düşünce yapısında köklü değişiklikler meydana gelmiş bilim, teknik ve sanat alanında görülen yenilikler tabiat bilimleri ve felsefenin gelişmesinde etkili olmuş bu durumda skolastik düşüncenin ve felsefenin yıkılmaya başlamasında önemli rol oynamaya başlamıştır. Aydınlanma çağı olarak bilinen 18. yüzyıl eğitimcileri de eğitimi bir devlet görevi olarak kabul etmişler, eğitimin merkezine insanın kendisini koymuşlardır. İnsan aklını ön plana çıkararak “Kendi aklını kullanma cesaretine sahip ol’’ özdeyişini parola haline getirmişlerdir. Aydınlanma döneminde insanın dünyadaki mutluluğuna, dini ahlak yenine dünyevi ahlak anlayışına önem vermişlerdir. Bu dönemin en önemli eğitimci ve düşünürlerinin başının Diderot( 1713-1784), John Locke( 1632-1704), Condillac (1715-1780), Jenn Jacques Rousseau (1712-1778) gibi eğitimci ve düşünürler gelmiştir. Eğitimin bir kamu hizmeti olarak devlet görevi haline gelmesi ilk defa Fransız ihtilali ile birlikte ortala çıkmıştır. İhtilalin temel düşünceleri olan hürriyet, eşitlik, kardeşlik gibi ilkelerin eğitim vasıtası ile insanlara kazandırabileceğinin üzerinde durulmuş, bu amaçla mecburi ve genel bir ilköğretimin zorunluluğu savunularak 1791 yılında Fransız Anayasası’na eğitimin devlet tarafından yerine getirilmesi gereken görevlerden birisi olduğuna dair hüküm konularak herkese mecburi, genel ve parasız ilköğretimin verilmesi gereği belirtilmiştir Anayasanın bu hükmü Fransa’da hemen uygulamaya konulamamış, ancak 2H Mart 1882 tarihli bir kanunla Fransa’da mecburi hem de laik öğretimin gerçekleşmesi sağlanmıştır. Diğer batı ülkelerinde ise eğitimin bir kamu hizmeti niteliğinde devlet görevi olarak kabul edilmesi 19. yüzyılın sonlan ile 20. yüzyılın başlarında gerçekleşmiştir (Keskinkılıç, 2006).

TÜRKLERDE EĞİTİMİN TARİHSEL GELİŞİMİ

İslamiyet Öncesi Dönemde Eğitim

İlk Türk toplumları ve devletleri olarak bilinen Hunlar, Göktürkler ve Uygurlarda eğitim biçimini yaşam koşulları belirlemiştir. Göçebe ve savaşçı olan Hunlarda (M.Ö. 220 – M. S. 455) savaş ve yöneticilik eğitimi söz konusudur. Yetiştirilmek istenen insan tipi cesur, kahraman ve bilge anlamına gelen “alp” insandır. Eğitimde, “töre” önemlidir. Töreyi belirleyen gelenek ve dinlerin eğitim üzerinde etkisi vardır. Hunlarda ve eski Türklerde “Şaman”lar yaygın eğitimci olarak görülebilir.  Çocukların ve gençlerin eğitiminden aile sorumludur (Uygun,2010).

Göktürklerde (552-745) eğitim, Hunlarınkine benzer ve töreye bağlıdır. Ancak Göktürklerde yazının ve okur-yazarlığın gelişmiş olmasına ilişkin ihtimaller yüksektir. Çünkü Göktürklerin günümüze dek Miras bıraktığı “Orhun Abideleri” bu iddiayı güçlendirmektedir. Orhun Abideleri, taşlar üzerine yazılı 732’de dikilen Gültegin, 735’te dikilen Bilge Kağan ve yine o yıllarda dikilen Tonyukuk belgeleridir (TİKA, 2000).

Uygurlarda (745 – 840) eğitim,  Göktürklerden biraz farklıdır. Çünkü Uygurlar, yerleşik hayata geçmiş ve Maniheizm dinini kabul etmiş toplumlardır.  Savaşçı özelliklerini yitiren bu toplumda 14 harfli Soğd alfabesi kullanılmış ve okur –yazarlık yaygınlaşarak kâtiplik, bürokratlık, danışmanlık gibi meslekler ortaya çıkmıştır. İstanbul üniversitesi Arkeoloji Profesörü Bossert, 1937’de 2. Türk Tarih Kongresinde matbaanın ilk defa Çinliler tarafından değil, Uygurlar tarafından bulunduğunu iddia etmiştir (Akyüz, 2006).

Ayrıca Kan-Su bölgesinde Tun-Huang’da bir mağarada bazı Uygur matbaa harfleri ve kitaplarının bulunması (Akyüz, 2006) güçlü bir kanıt olarak görülebilir. Matbaa, Osmanlı döneminde azınlıklar tarafından Yahudilerde 1492’de, Ermeniler’de 1567’de, Rumlarda 1627’de kullanılmasına rağmen, Türklerde, Macar asıllı İbrahim Müteferrika’nın gayretleri ile ilk defa 1727’de kurulmuş ve kullanılmaya başlanmıştır (Uygun,2010).     

Uygurlar (745-840), zamanında yerleşik hayat önem kazanmaya başlamış ve yabancı kültürlere açık kalarak Maniheizm dinini benimsemişler, 14 harf  esasına dayalı bir alfabe kullanmışlardır. Et ve süt yenilmesine izin vermeyen sadece sebze yenilmesini isteyen bu din zamanla Uygurları gevşetip savaşçılık  özelliklerinin yok olmasına neden olmuştur. Uygurlar döneminde okur-yazarlık oranı çok artmış, toplumun bilgi düzeyi yükselmiştir (Uygun,2010).     

 İslamiyet Sonrası Dönemde Eğitim

Karahanlılar döneminde hükümdarların bilime ve bilim adamına önem vermeleri neticesinde eğitim seviyesi çok yüksek bir düzeye ulaşmış bir bilim ve kültür hayatı gelişmeye başlamıştır (Keskinkılıç, 2006).

Farabi (870-950) Akyüz (1982a )’ye göre felsefe ve çeşitli bilimlerdeki bilgisinin ve görüşlerinin derinliği nedeni ile Türk milletinin yetiştirdiği ve insanlığın kendisi ile övündüğü nadir dehalardan biridir. İbn’ i Sina ‘nın Türk ve Dünya eğitim tarihinde önemli bir yer tutması başlıca şu nedenlere dayanmaktadır.

1-)Türk bilimine katkıları ve tıp öğretiminin konularını tespit etmesi nedeniyle,

 2-) Ahlak ve fazilet eğitimine ilişkin görüşleri nedeniyle,

  3-) Hükümdarın siyasal eğitimine ilişkin görüşleri nedeniyle,

  4-) Bilime verdiği büyük önem nedeniyle,

   5-) Beden eğitimi konusundaki görüşleri nedeni ile,

   6-) Çocuğun bakımı, sağlığı,eğitim ve öğretimi ile ilgili görüşleri nedeni ile (Akyüz (1982 ,b).

Selçuklular döneminde başta Tuğrul Bey, Alpaslan Bey, Melikşah, Nizamülmülk gibi ileri gelen devlet adamları eğitim, bilim ve sanatın gelişmesinde büyük çaba göstermişlerdir.Ahilik ilk olarak Selçuklular döneminde ortaya çıkan ve Osmanlılarda  da etkin olan yaygın  bir eğitim kurumudur       ( Keskinkılıç , 2006).

Osmanlılarda Eğitim

Osmanlı Devleti’nde (1299 – 1922) eğitim, kendisinden önceki Müslüman Türk Devletlerindekine benzer bir gelişme göstermiştir. Geleneksel Osmanlı eğitim sistemindeki okullar, sıbyan mektepleri, medreseler, Enderun mektebi ve tekke, zaviye gibi bazı örgün ve yaygın eğitim kurumlarıdır. Okulların yapılanışı ve programları, genelde dini niteliktedir(Uygun,2010).  Medreseler, Osmanlı eğitim sistemi içinde “külliye” şeklinde gelişen en yaygın ve en saygın eğitim kurumladır (İhsanoğlu, 2004). “Külliye”, cami ve çevresinde medrese, mektep, kütüphane, hamam gibi sosyal tesislerin bulunduğu binalar topluluğudur. İmparatorluğun gücüne paralel devlet desteğinde vakıf sistemine dayalı büyük medreseler kurulmuştur. En prestijli medreseler, devlete başkentlik etmiş kentlerde dönemin Padişahının hâmiliğinde hizmet veren medreselerdir. Prestij medreseleri, üniversite düzeyinde eğitim veren üst düzeydeki eğitim kurumlarıdır. İlk Osmanlı medresesi, 1330’da Orhan Bey zamanında İznik’te yaptırılmıştır. Bursa’da II. Mehmet’in yaptırdığı “Yeşil Medrese”, Edirne’de II. Murat’ın yaptırdığı “Darülhadis” ve “Üç Şerefeli Medrese”, Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’da yaptırdığı “Fatih Külliyesi”, Kanunî Sultan Süleyman’ın yaptırdığı “Süleymaniye Külliyesi” üniversite niteliğinde “prestij” medreselerdir (Uygun,2010).

Medreseler, Osmanlı yükselme döneminde saygın ve etkili kurumlardır. Çünkü buralarda hem dünyevi hem de manevi bilimler bir arada okutuluyordu. Vakıf sistemine dayalı bu okullar, verdikleri eğitimin niteliğine göre ilk, orta, yüksek veya prestij medreseleri şeklinde sınıflanıyordu. Medreselerin belirli bir eğitim süresi yoktu. Her düzeydeki medresenin belirli bir programı vardı. Öğrenci ilgi ve yeteneği ölçüsünde medreseye devam ederek belli bir sürede programı tamamlardı (Uygun,2010).

Enderun mektebi Osmanlı Devleti’nin gücünü korumak için nitelikli insan yetiştirmek amacıyla kurulmuş bir eğitim merkezidir. Enderun mektebi kurulana kadar, ona benzer başka bir eğitim kurumu yoktu. Selçuklular’ da ve Avrupa’da hanedan mensuplarının özel bir eğitimi mevcut ise de Enderun bunlardan tamamen farklıdır. Enderun mektebi II. Murad zamanında kurulmuş, Fatih zamanında ise asıl hüviyetine bürünmüş, devletin korunması için gerekli idari ve mülki kadronun eğitimine yönelmiştir Böyle bir kurumun teşkilinde esas hedef, askeri temele dayanan Osmanlı Devleti’ne yetenekli yönetici kadroları yetiştirmekti  (Taşkın,2008) .

Tanzimat Döneminde Eğitim (1839-1877)

Tanzimat dönemi, Sultan Abdülmecid zamanında, sadrazam Mustafa Reşit Paşanın ısrarlı mücadeleleri sonucunda hazırlanıp ve gene kendisi tarafından 3 Kasım 1839 günü okunan "Tanzimat Fermanı (Gülhane Hatt-ı Hümayûnu)" ile başlayıp, I. Meşrutiyet'in ilânına (1876) kadar süren dönemi kapsamaktadır (int.kyn.1).

Tanzimat, Batının  ilim, eğitim, teknik ve sosyal meselelerdeki gelişmişliği karşısında, Osmanlı devletinin kendisini yenilemesi ve kendisine bir çeki-düzen vermesi yolundaki gayretlerinin tamamı olarak da ifade edilebilir. Bu dönemde, aydın kesimi Osmanlı devletinin derlenip toparlanması, Batıdaki gelişmelere ayak uydurabilmesi için çeşitli fikirler ortaya attı . Tanzimat, Osmanlı devleti için, her şeyden önce, düşünce alanında büyük bir yenilik getirmekteydi. Fermanın hazırlanmasında Avrupa’da yayılmış bulunan hukuk ve devlet anlayışına ait düşüncelerden geniş ölçüde faydalanılmıştır (Ürekli,2002).

Modern anlamda ilk merkezî ve taşra eğitim örgütü bu dönemde kurulmuş ve günümüze kadar esasını muhafaza etmiştir. Temmuz 1879’da Nezaret (Bakanlık) merkez örgütü, öğretim basamaklarına göre daireler halinde düzenlenmiştir: Mekâtib-i Âliye, Mekâtib-i Rüşdiye, Mekâtib-i Sıbyaniye, Telif ve Tercüme, Matbaalar. 1882’de Telif ve Tercüme Dairesinin yerine Encümen-i Teftiş ve Muayene geçmiş ve bu, bir sansür organı olarak çalışmış ve yayın işlerine de bakmıştır (Akyüz, 2006). Cumhuriyet döneminde,  1926’da oluşturulan Talim ve Terbiye Dairesi’nin ve bugünkü (1983-2000’li yıllar) adıyla bilinen Tâlim ve Terbiye Kurulu Başkanlığının temelleri 1882’ye kadar götürülebilir (Uygun,2008).

Mutlakiyet ve Meşrutiyet döneminde eğitim (1878-1918)

I.Meşrutiyet   dönemi eğitiminin temel özellikleri (Uygun,2008):

Osmanlı  Devletinin ilk anayasası olan Kanuni Esasi’ye  eğitimle ilgili önemli maddeler girmiştir. 1876 tarihli Kanun-i Esasî’nin üç maddesi eğitimle ilgilidir.bunlardan ilk ikisi özel öğretime,üçüncüsü ilköğretim zorunluluğuna ilişkindir:

15.madde: Öğretim işini herkes özgürce yapabilir;ilgili kanuna uymak şartıyla her Osmanlı vatandaşı genel ve özel öğretim yapmaya izinlidir.

16.madde:Ülkedeki çeşitli dinsel inanışlardaki toplumların  din ve inanışlarına ilişkin öğretim yöntemi  ve biçimine dokunulmayacaktır.Aynı maddede ,ülkedeki tüm mekteplerin Devletin denetiminde olduğu  da belirtilir.

114. Madde: Osmanlı  bireylerinin tümü için ilköğretim zorunlu  olacak ve bunun ayrıntıları ayrı bir düzenleme ile belirlenecektir (Uygun,2008).

Mutlakıyet  dönemi eğitiminin genel özellikleri(Uygun,2008):

  • Bir çok  meslek ve sanat okulu açılmıştır.Bu,Mutlakıyet  dönemi  eğitiminin en belirgin özelliğidir.
  • Üstün zekalı Hıristiyan çocuklarının eğitimi için kurulmuş olan Enderun Mektebi’nden sonra ilk kez özel eğitim alanında bir girişim olmuş,sağır,dilsiz ve körler için bir okul açılmıştır.
  • Türk,azınlık  ve yabancı özel öğretim büyük gelişme  göstermiştir.Ancak,azınlık ve yabancı özel  öğretim kurumlarının denetlenememesi çok önemli  sakıncaları da beraberinde getirmiştir.
  • Genel eğitimde ve okulların yaygınlaşmasında önemli gelişmeler kaydedilmiştir.Rejimin ilk yılları içinde,bu alandaki çabaların daha yoğun olduğu görülür
  • Ortaöğretim düzeyinde kızların eğitiminde gelişmeler sağlanmıştır
  • Rüşdiye ve İdadiyelerin yaygınlaştırılmasına önem verilmiş,ancak,özellikle parasal kaynak yetersizliği nedeniyle ilköğretime aynı özen gösterilmemiştir.
  • Nicelik  bakımından gözlenen başarılar eğitimin niteliğini  yükseltmek gibi bir amaçla beraber yürütülmemiştir.Azınlık  ve yabancı öğretim kurumları hariç okullar,öğretmenler,programlar,kitaplar,  basın sıkı bir denetim altına alınmış,yeni  düşünceler engellenmeye çalışılmıştır.
  • Bu dönemde  yetiştirilmek istenen insan tipi,Tanzimatın “osmanlıcılık”  idealine bağlı,dindarlık,itaatkârlık,Padişah Abdülhamit’e  sadakat vs. özellikleri güçlendirilmeye çalışılan  bir insan tipidir.Eğitimin amaçları,ders kitapları,programlarda  buna özen gösterilmiştir.Ancak,azınlıklar ve  yabancılar,milli,dinî,siyasi,ayrılıkçı emellerini yinede  eğitim yoluyla sürdürmüşlerdir.
  • Programlardan  hayata dönük ve bazı başka dersler  çıkarılmış,Din ve Ahlâk derslerinin saatleri  arttırılmıştır.
  • Öğretmenliğin meslekleşmesine ilişkin bazı önemli hukukî düzenlemelere başlanıldığı görülür
  • Ordunun eğitimi Alman subaylarına teslim edilmiştir(Uygun,2008)  .

Maarif Nezareti, 1894-1895 ten itibaren ilk kez ülke çapında eğitimeğitim istatistikleri yayınlanmaya başlanmış ve yine ilk kez,  1898-1904 yılları için Salname-i Nezaret-i Maarif-i Umumiye adıyla,ülke çapında önemli ,eğitim öğretim yıllıkları yayınlanmıştır.bu belgeler,ülkenin eğitim durumunu rakamsal olarak ve topluca gösterdikleri için,eğitim sorunlarının daha iyi anlaşılıp değerlendirilmesine yardımcı olmuştur (Uygun,2008).

Uygun (2008) ‘e göre 18. yüzyıldan Cumhuriyetin kuruluşuna kadar geçen dönemde Osmanlı eğitim sisteminin en karakteristik özelliği çok amaçlı ve çok başlı olmasıdır. Bu dönemde genelde üç tür okul sisteminden söz edilebilir. Bunlar;

1. Geleneksel okullar (medreseler, sıbyan (iptidaî) mektepleri, vb.),

2. Batı tesirinde açılan devlete bağlı okullar (rüştiyeler, idadiler, askeri mektepler vb.),

3. Müslüman olmayan cemaat teşkilatları ile yabancı misyon ve hükümetlere bağlı okullar (azınlık, misyoner ve yabancı okullar gibi).

Bu tür bir yapılanma, İmparatorlukla birlikte Osmanlı eğitim sisteminin çöktüğünü göstermektedir.   

Cumhuriyet Döneminde Eğitim

Atatürk Döneminde Eğitim

Cumhuriyet döneminde eğitim, M. Kemal Atatürk’ün görüşleri ve onun inkılâplarının nitelikleri doğrultusunda gelişmiş ve yeni bir yapıya kavuşmuştur. Osmanlı gerileme dönemindeki çökmüş ve amaçsız eğitim politikalarına yeni bir yön verilerek “Millî Eğitim”in temelleri daha Kurtuluş Savaşı yıllarında atılmaya başlanmıştır. “Millî Eğitim”in ne olduğunu doğru anlayabilmek için Atatürk’ün eğitimle ilgili görüşlerini ve inkılâplarını iyi okumak gerekir. Türkiye Cumhuriyetinin “Millî Eğitimi”, Cumhuriyetimizin kurucusu, M. Kemal Atatürk’ün görüş ve inkılâpları doğrultusunda 1973 tarih ve 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu Temel İlkeleri çerçevesinde bütünsel bir tanıma kavuşmuştur. Bu ilkeler içerisinde Lâikliğin ayrı bir yeri olmakla birlikte her bir ilke birbirini tamamlar niteliktedir (Uygun,2010)

1923-1938 Atatürk döneminde eğitim sistemimizde nitelik yönünden görülen önemli gelişme ve düzenlemeler bugünkü eğitim sistemimizin temelini ve ana çatısını oluşturmuştur. Reformcu ve atılımcı özelliklere sahip Atatürk, millî eğitim seferberliğinde de aynı özelliğini göstermiş ve 15 yıl içinde Türk eğitimine nitelik yönünden de yeni bir biçim vermiştir. Atatürk döneminde Türk eğitim sisteminde gerçekleştirilmiş olan niteliksel gelişme ve değişikliklerden en önemlileri şunlardır (Karagözoğlu,1985).

1-) Öğretimi Birleştirme Yasası’nın 3 Mart 1924’te kabulü ile eğitim düzenimizdeki mektep medrese ikiliği ortadan kaldırılmış ve Türk eğitim sistemi Millî Eğitim Bakanlığı’nın denetimine alınmıştır.

2-) Türk eğitim sistemine yeni biçim vermek amacıyla yapılan çalışmalara katılmak ve görüşleri alınmak üzere dünyaca tanınmış eğitimciler Türkiye’ye davet edilmiştir.

3-) Millî eğitim sistemimizi yeniden örgütlendirmek amacıyla 22 Mart 1926’ta maarif teşkilâtına dair kanun çıkarılmış ve Öğretimi Birleştirme Yasası ile Millî Eğitim Bakanlığı’na verilmiş olan tüm eğitim hizmetlerinin nasıl ve ne biçimde yürütüleceği bir esasa bağlanmıştır. Ayrıca 10 Haziran 1933’te Millî Eğitim Bakanlığı Merkez Örgütü’nün organlarını, görev, yetki ve sorumluluklarını belirleyen 2287 sayılı yasa çıkarılarak Bakanlık Merkez Örgütü, modern örgütlenme ilkelerine göre yeniden düzenlenmiştir.

4-) Modern eğitim görüşlerine göre hazırlanmış yeni öğretim programları 1926 yılından itibaren uygulamaya konulmuştur.

5-) Daha önce ücretli olan orta öğretim, 1926-27 ders yılından itibaren 822 sayılı yasa ile ücretsiz olmuş ve böylelikle gelir düzeyi düşük ailelerin çocuklarının da orta öğretime devam etmeleri teşvik edilmiştir.

6-) İlkokul ve orta dereceli okul öğretmenlikleri yasalarla bir esasa bağlanmış ve hangi niteliklere sahip kimselerin öğretmen olabilecekleri belirlenmiştir. 1926-1927 yılından itibaren orta öğretim okullarında da karma öğretim yapılması kararlaştırılmış, böylelikle kız ve erkek öğrencilerin bir arada öğrenim görmeleri gerçekleştirilmiştir.

7-) 1 Kasım 1928 tarihinden Yeni Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki hakkında çıkarılan 1353 sayılı yasa ile şimdiye kadar eğitim sistemimizde kullanılan Arap harfleri yerine Latin alfabesinden alınmış yeni Türk harfleri kullanılmaya başlanmıştır.

8-) Ülkemizin ihtiyaç duyduğu yüksek vasıflı insan gücünü yetiştirmek amacıyla yurt dışına devlet hesabına gönderilecek öğrenciler hakkındaki 1416 sayılı yasa, 10 Nisan 1929 tarihinde kabul edilmiş ve bu yasa çerçevesinde teknik alanlarda mühendis ve yabancı dil, tarih, coğrafya, matematik, resim, müzik ve beden eğitimi alanlarında öğretmen olarak yetiştirilmek üzere çok sayıda öğrenci Almanya, Fransa ve diğer Avrupa ülkelerine gönderilmişlerdir.

9-) Türk dili ve Türk tarihi ile ilgili araştırmaları yapmak ve bu konularda bilimsel çalışmaları yürütmek üzere 12 Nisan 1931 ‘de Türk Tarih Kurumu ve 12 Temmuz 1932’de Türk Dil Kurumu’nun kurulması gerçekleştirilmiştir.

Atatürk ilkeleri Türk Millî Eğitimi’nin temel prensiplerinin oluşmasına büyük katkı sağlamıştır. Atatürkçü felsefenin cumhuriyetçilik, milliyetçilik, halkçılık, devletçilik, laiklik ve inkılâpçılık ilkeleri 1936 yılından itibaren okul programlarına da girerek eğitimde yapılan yenilikleri yönlendirmiştir. Nitekim Cumhuriyetçilik fikri eğitimde özgür düşünceyi ve özgür vicdanı engelleyen unsurları kaldırmıştır. Atatürk’ün milliyetçilik ilkesi ile Türk millî eğitimi millî bir nitelik kazanmıştır. Halkçılık, dilde yenileşmeyi, azınlık eğitiminden bütüncül bir eğitime geçişi ve eğitimde okulculuk anlayışı haricinde halk eğitimini gerçekleştirmiştir. Devletçilik ilkesiyle Türk eğitiminin ihtiyacı olan devlet işletmeleri kurulurken, buraların insan gücü ihtiyacı da devlet tarafından karşılanmıştır. Dinin yalnız devlet ve siyasetten değil bilim, sanat ve eğitimden ayrı tutulması laiklik ilkesiyle gerçekleşmiştir. İnkılâpçılık ise bütün ilkelerin teminatı ve hareket noktası olmuştur (Demirtaş , 2008).

KAYNAKLAR 

Akyüz,Y., 1982a,Farabi’nin Türk ve Dünya Eğitim Tarihindeki yeri.Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi DergisiCilt: 15 Sayı: 2

Akyüz, Y. (2006). Türk Eğitim Tarihi (M.Ö. 1000-M.S. 2006). Ankara: Pegem Yayıncılık. 

Demirtaş, B., 2008,  Atatürk Döneminde Eğitim Alanında Yaşanan Gelişmeler, Akademik Bakış Cilt 1, Sayı 2.

Karagözoğlu, G.,1985, Atatürk'ün Eğitim Savaşı, Atatürk Araştırma Merkezleri Dergisi, Sayı 4,Cilt II.

Keskinkılıç, K.2006 , Eğitim bilimine giriş, sempati yay.

Taşkın, Ü., 2008,Klâsik Dönem Osmanlı Eğitim Kurumları . Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, Sayı 3

TİKA (2000). Moğalistandaki Türk Anıtları Projesi 2000 Yılı Çalışmaları. Ankara: Türk İşbirliği ve Kalkınma Dairesi Başkanlığı.

Uygun , S.,2010, Eğitimin tarihsel temelleri,http://www.selcukuygun.com/site/?p=92

Ürekli,F.,  2002, Tanzimat Dönemi Osmanlı Eğitim Sistemi ve Kurumları, Manas Üniversitesi Sosyal Bilimler DergisiISBN: 9967-20-615-2

1-) http://www.etemlevent.com/makaleler/89-tanzimat-doneminde-egitimin-hukuki-ve-kurumsal-yapisi.html?start=1(09.10.2011)

 Özlem EMREM...

Yorum Yaz