Embed

DOĞUM ÖNCESİ GELİŞİM...

DOĞUM ÖNCESİ GELİŞİM

 

 

Hazırlayan: Mehmet KARAÇALI

EKİM-2011

 

 

İÇİNDEKİLER

Gelişimin Doğası Ve Gelişme İle İlgili Temel Kavramlar

Büyüme Gelişme

Olgunlaşma, Hazır Oluşluk Ve Kritik Dönem

Gelişimin Döngüsü Ve İlkeleri

Gelişim Dönemleri Ve Gelişim Görevleri

Doğum Öncesi Gelişim

Hamilelik Sırasındaki Çevre Etkileri

Kaynaklar

GELİŞİMİN DOĞASI VE GELİŞME İLE İLGİLİ TEMEL KAVRAMLAR

 

BÜYÜME VE GELİŞME

“Gelişme” insanın döllenme ile başlayıp, ölüme kadar yaşadığı, sürekli ve düzenli değişikliklerdir. “Büyüme”, bireyin bedensel yapısında gerçekleşen niceliksel değişikliklerdir. Büyüme daha çok boy, kilo bedensel yapının hacmindeki değişiklikleri, hücrelerimizin gelişimini ifade eder ve gelişim kavramının içerisinde yer alır. Gelişme kavramı ayrıca bireylerin yaşamalarını kolaylaştıracak türde, gelişen niceliksel yapıların etkin kullanılmasına dönük becerileri, psikolojik, sosyal, bilişsel ve ahlaki değişiklikleri kapsar. Gelişme döllenmede kromozomların bölünmesiyle başlar ve bazı gelişim dönemlerinde hızlanan, bazen durağanlaşan bir süreç izler (1). 

OLGUNLAŞMA, HAZIR OLUŞLUK VE KRİTİK DÖNEM

“Olgunlaşma”, organizmanın büyüyüp gelişerek, gizil güçlerinin ortaya çıkması ve kendisinden beklenen becerileri yapabilecek düzeye gelmesidir. Örneğin 4 aylık bir bebeğe konuşmayı öğretemeyiz. Tam anlamıyla konuşabilmesi için fiziksel gelişimi yanında, sosyal yaşantılar geçirmesi, yakın çevresindekilerle iletişim sırasında belirli bir olgunluğa ulaşması ve konuşmaya hazır olması gereklidir (1).

“Hazır oluş” kavramında hem belli bir seviyede olgunlaşmanın, hem de çeşitli düşünsel, sosyal ve duygusal yaşantılar sonucu bazı öğrenmelerin rolü olur (1).

Gelişimde kritik dönemler ve her gelişim döneminde bireyden beklenen belli başlı gelişim görevleri vardır. “Kritik dönem”, belirli becerileri gerçekleştirebilmek için organizmanın en uygun olduğu yaştır. O davranışın ortaya konulması için en uygun dönem olan kritik dönemde, yaşantıdaki uyarıcılar en üst düzeyde etki yaparak, bireyin o becerileri zamanla daha iyi gerçekleştirebilmesine temel olmaktadırlar (1).

GELİŞİMİN DÖNGÜSÜ VE İLKELERİ

Gelişim, yaşam boyu devam eden, sürekli bir değişimdir. Bu değişimler yaşamın her alanında görülür. Gelişim süreçlerinin izlendiği üç temel alan, biyolojik, bilişsel ve sosyal-duygusal süreçler, aslında gelişimi etkileyen etkenleri de belirler (1).

Organizmanın gelişimi evrensel olarak ortak bazı nitelikler taşımaktadır. Gelişim ilkeleri olarak adlandırılan bu nitelikler şöyle özetlenebilir.

  • Gelişim, kalıtım ve çevresel yaşantıların, içsel ve dışsal etkenlerin ortak sonucudur.
  • Gelişim süreklidir ve belli bir sıra izler.
  • Gelişim bir bütündür ve çeşitli gelişim alanları birbirini etkiler.
  • Gelişimde bireysel ayrılıklar vardır.
  • Gelişimin hızı farklı dönemlerde, farklı hızda olur.
  • Gelişimde belli yönelimler vardır (içten dışa, merkezden çevreye, baştan ayağa doğru) (1).

GELİŞİM DÖNEMLERİ VE GELİŞİM GÖREVLERİ

Çeşitli psikoloji kurumları insan doğasına yaklaşım biçimlerine bağlı olarak, gelişim dönemlerini farklı aşamalara ayırırlar. Günümüzde gelişim, doğum öncesinden itibaren yaşam boyu devam eden bir süreç olarak ele alınmaktadır. Gelişim görevi, bireyin her gelişim döneminde gerçekleştirmeye hazır olduğu kabul edilen ve gerçekleştirmesi beklenen, o döneme özgü davranış ve becerilerdir (1).

DOĞUM ÖNCESİ GELİŞİM

Yaşam annenin yumurtasının, babadan gelen sperm tarafından döllenmesiyle başlar. Bu nedenle gelişimi, döllenmeden itibaren incelemek gerekir. Zigot adı verilen döllenmiş yumurtada, geleceğin insanının olgunlaşma ve büyümesi ile ilgili tüm bilgiler kodlanmış durumdadır. Bu bilgiler, annenin yumurtasından gelen 23 adet kromozom ile babanın sperminden gelen 23 adet kromozomun birleşmesiyle oluşan, 23 çift kromozomda bulunur. Zigot, yaşamının ilk dakikalarından itibaren mitosis adı verilen hücre bölünmesiyle çoğalmaya başlar. Döllenmeden sonra bir-iki haftalık döneme “dölüt” dönemi adı verilir. Bu dönemde, dölüt fallop borularından aşağıya inerek, uterusun (rahim) duvarına yapışır. Bundan sonra embriyo devri başlar. Embriyo devri üçüncü haftadan sekizinci haftaya kadar sürer (2).

 

Embriyo döneminde hücreler farklılaşmaya ve ilerde vücudun değişik organlarını meydana getirecek şekilde tabakalar meydana getirmeye başlar. En dış tabaka “ekdoderm” adını alır. Ekdodermden, duyu organları, sinir sistemi, dış deri, saç, tırnak ve dişlerin bir kısmı oluşur. Orta tabaka olan “mezoderm” den kas, iskelet sistemleri ile salgı ve dolaşım sistemleri meydana gelir. İç tabaka olan endodermden ise sindirim sistemi ile solunum sisteminin, karaciğer, akciğer gibi önemli organları meydana gelir (2).

 

İkinci ayda embriyo daha çok insan görünümünü alır. Yüz, el ve ayak parmakları, dış genital organlar fark edilebilir hale gelir (2).

 

Üçüncü aydan itibaren embriyo dönemi biter yerini fetus dönemi alır. Bu dönemde beyinde elektriksel etkinlikler meydana gelir. Birçok refleks gelişir. Kalp atışı düzenlidir ve yetişkinler tarafından duyulabilir (2).

 

Dördüncü ayda fetüs, daha da bebek şeklini alır. Dört ve beşinci aylarda organizmanın temel vücut yapısı tamamlanır. Yüz daha belirginleşir. Dış genital organlarından fetüsün cinsiyeti tanınabilir hale gelir. Deri uyarıcılara karşı duyarlıdır. Kemikler uygun biçimlerini alır (2).

 

 

Beşinci ayın sonunda fetüs, artık, insan organizmasının temel yapısını olduğu kadar birçok davranış biçimini de kazanmıştır. Beynin değişik bölgelerine giden uyarıcılara vücudun uygun organları tepkide bulunur. Örneğin göz kırpma, ağız hareketleri ve parmak hareketleri gözlenir. Fetüs, yeni doğan bebekte gözlenen bazı fiziksel ve davranışsal özellikleri kazanmasına rağmen, beşinci ayı tamamlamadan doğan bebekler nadiren yaşayabilirler. Erken doğan bebeğin yaşayabilmesi için en az altı- yedi aylık olması gerekmektedir (2).

Altı aylığa kadar solunum sistemi, özellikle burun delikleri ve akciğerler güçlenir ve koordineli gale gelir. Salgıları organizmanın çalışmasında önemli olan birçok iç salgı bezi aktif hale gelir. Beyin gelişimini sürdürür. Fetüsün beyninin 28-30. haftalarda ya da 7-8. aylarda çalışmaya başladığı iddia edilmektedir (2).

 

Beyin geliştiği zaman dikkate alınması gereken önemli bir nokta; organizmanın biyolojik bir varlık olduğu kadar, psikolojik bir varlık da olmasıdır. Bu durumda, fetüs hareket etmeye ek olarak algılamakta ve hissetmektedir. Henüz fetüsün, ne tür bilgiyi, nasıl algıladığı (eğer algılıyorsa) ya da hissettiğini (eğer hissediyorsa) belirlemek çok güçtür. Ancak fetüsün duyu organları doğum öncesi dönemde oldukça gelişmiştir. Yaşamın ikinci üçüncü haftasında göz gelişmeye başlar. Altıncı aya kadar, göz kapaklarının açılıp kapanmasıyla birlikte göz etkinlikleri de meydana gelir. Ancak fetüsün retinası normal ışığa duyarlı değildir. Altıncı aya kadar işitme organları da gelişmiştir. Örneğin; fetüs son aylarında, fetüs gürültüye ya da klasik müziğe maruz bırakıldığında, kalp atışları değişmektedir (2).

Sonuç olarak, embriyonun sergilediği birtakım yüz ifadeleri ile organizmanın durumu hissetmesi arasında bir ilişki olup olmadığını belirleyecek bir yolumuz olmamakla birlikte, hamile anne çok parlak ışık ve yüksek gürültülü bir odaya girdiğinde altı aylık fetüsün irkildiği, hafif ışık ve sesin de fetüsü rahatlattığı gözlenmiştir. Özellikle bu tepkilerin, annenin tepkilerinden bağımsız olarak meydana geldiği görülmektedir. Örneğin anne gürültülü müzikten ve ortamdan hoşlanabilir. Ancak, fetüs irkilmektedir. Ayrıca, otuzsekizinci haftada sinir sisteminin ağrıyı hissedecek kadar geliştiği gözlenmektedir (2).   

Doğum öncesi gelişim dönemi, yaşam süresindeki en hızlı gelişim dönemidir. Fetüs doğduğunda boyu ortalama 48-53 cm., ağırlığı ise 2500-4300 gr. arasındadır (2).

HAMİLELİK SIRASINDAKİ ÇEVRE ETKİLERİ

Hamilelik sırasında fetüs ısı, kimyasal denge, atmosfer basıncı vb. faktörlerin çok iyi kontrol edildiği bir ortamda yani annenin vücudunda yaşamını sürdürmektedir. Plesanta adı verilen organ, anneden fetüse besin maddeleri ve oksijenin geçişini; fetüsten anneye de kandaki artık maddelerin geçişini sağlayan bir istasyon gibi hizmet eder. Fetüsün gelişimin sağlamak üzere düzenlenmiş bu oağanüstü sisteme rağmen, bazı hastalıklar ve çevre faktörleri fetüsün gelişimini olumsuz etkilemektedir (2).

Olumsuz çevre faktörlerinin etkisi, gelişimin hızlı olduğu dönemlerde daha fazladır. Örneğin; hamileliğin ilk dönemlerinde kızılcık hastalığı, katarakta, sağırlığa, kalp hastalıklarına ve zihinsel geriliklere neden olurken, daha sonraki dönemlerde daha az hasara neden olur. Fetüsü olumsuz etkileyen çevre faktörlerinin başında yetersiz beslenme gelmektedir. Ayrıca hamilelik dönemindeki kanamalar, bazı tür ilaçların kullanımı, aşırı alkol ve uyuşturucu kullanımı, röntgen ışınlarına maruz kalma, aşırı sigara kullanımı, aşırı gürültülü yerde çalışma, aşırı stres ve kaygı, embriyo, fetüs ya da yeni doğan bebeği olumsuz etkileyen faktörlerdir. Bu faktörlerin bebek üzerindeki etkileri, bebeğin ölümünden, kalp yetmezliğine, solunum yetmezliğinden ilaç ya da alkol bağımlılığı eğilimine, gelişim geriliklerinden, körlüğe, sağırlığa kadar çok çeşitlilik göstermektedir (2).

KAYNAKLAR

1- Cafaoğlu, Z., 2007, “Eğitim Bilimine Giriş El Kitabı (Temel Kavramlar)”, Grafiker Yayınları, Ankara, 45-

91 s.

2- Senemoğlu, N., 2011, “Gelişim Öğrenme ve Öğretim Kuramdan Uygulamaya”,  Pegem Akademi, 20.

Baskı, Ankara, 18-21 s.

3- http://img2.blogcu.com/images/y/a/z/yazite/pe/genetik21.jpg.

4- http://www.muhteva.com/resimler/resimler/Insanlarda-Dollenme-Nedir--114- 0.gif.

5- http://img1.blogcu.com/images/o/y/a/oyaalay/buyu3.jpg.

6- http://www.google.com.tr/imgres?imgurl=http://www.haftahaftagebelik.com/wp-content/uploads/3-

aylik-gebelik.jpg&imgrefurl.

7- http://www.uygardergi.com/kavramlar/zigot.jpg.

 

 

 

Yorum Yaz
Bu içeriği paylaşın!